“Bay Sakızlı Şeker” ya da Akira Kurosawa

Atalarından devraldığı “mükemmeliyetçilik”in hakkını hastalık derecesindeki disiplin tutkusu ile veren Akira Kurosawa, tam anlamıyla bir samuray soyundan gelir.

Kurosawa’nın babasının soyu 11. yüzyılda, savaşlardaki cesareti ile bilinen, ‘Şogun’ savaşçısı Abe Sadato’ya kadar dayanır.

Giydiği kimonolar ve yumuşak, kenarları sarkık şapkaları ile diğer çocuklar arasında seçilen Kurosawa; ağlamaya meyilli çıtkırıldım çocukluğunu, “gözleri fal taşı açık bir sersem” olarak tanımlar.

Abisi Heigo’nun izinden giderek film sektörüne giren Kurosawa, yönetmen yardımcısı olarak başladığı sinemada, ilk uzun metraj filmini 1943 yılında çeker. İlk filmi Sugato Sanshiro’nun ardından 1950 yılında imza attığı Rashomon’da, dört farklı bakış açısından anlatılan cinayet öyküsü ile ‘pop kültür’ için bir mihenk taşına dönüşür. En İyi Film kategorisinde Oscar kazanan Kurosawa, dünyanın birinci sınıf yönetmenleri arasında yerini alır.

Bugün, tüm dünyada milyonlarca izleyicisi olan Kurosawa; ilkokul yıllarında, şeker büyüklüğündeki gözyaşları nedeniyle yalnızca arkadaşları değil öğretmenleri tarafından da “sulugöz” olarak bilinip, “Bay Sakızlı Şeker” adıyla anılmasını, “Gelir gelmez alay konusu olmuştum” sözleriyle anlatır.

Sektöre adım attığı ilk andan itibaren Godzilla filmini çekmek için yanıp tutuşan Kurosawa, hayallerinin projesi için kimseyi ikna etmeyi başaramaz.