Kısa filmlerini bilmeyen kalmış mıdır? Zannetmem. İsmini duymayan var mıdır? İhtimal bile vermem. Karşılaşan olmuş mudur? Elbette sizin de yolunuz Bünyamin Bayansal ile bir yerde kesişmiştir, bilereke ya da bilmeyerek.
Yönetmen – Senarist Bünyamin Bayansal ile, aklı, bilimi, bilim-kurguyu, sinemayı, müzikleri, hikâyeleri ve madalyonun karanlık yüzünde kalanın benliklerimize etkilerini konuştuk. Eşiklerden geçip, labirentlerde ‘bugün’ün soluksuz hayatlarına değen fikirleri, düşünceleri tartıştık.
Heyecanla beklediğimiz ilk uzun metraj filmi Eşik için tatlı bir telaşla çalışan Bünyamin Bayansal’ı yakalamışken, sorduk da sorduk…
– Bu sıralar nelerle uğraşıyorsunuz?
– Filmin peşine düştüm artık. Bir aksilik olmazsa seneye Kasım’da motor diyeceğiz. Senaryoyu yeniden toparlıyorum. Yapım süreci başladı artık.

– Senarist ve Yönetmen siz mi olacaksınız?
Evet.
– Konusu sizin kısa filmleriniz gibi politikaya da değinecek mi?
Günlük siyaset üzerinden bir hikâye anlatmaya ben pek inanmıyorum. Şu an var olan gündem üzerinden bir mesaj vermek, dert anlatmak yerine ‘akıl’ ve ‘aklın nasıl çalıştığı’ noktasında duruyorum. Bizler, aklın nasıl çalıştığını bilmiyoruz ve işler bu nedenle ters gidiyor.
– ‘Akıl’ noktasında biraz durursak…
İnsanın kendini konumlandırdığı noktanın insanın rasyonel aklı ile seçilmiş bir nokta olmadığını görüyoruz. Daha çok, edinimler, toplumsal kültürle alakalı. Bu aslında, günlük siyasetin konu ve gündemlerinden daha büyük bir problem. Konuştuğumuz konularda bir çözüm üretemediğimiz de ortada.
– ‘Akıl’ı ön plana alsaydık ne değişirdi?
Formüllerden, düşüncenin matematiğinden bahsetmiyorum. En basit haliyle kendimize ‘Ne oluyor, Ne yapıyoruz biz?’ sorusunu sorabilirsek, eylemler de daha makul bir yöne doğru evrilebilir. Bu da toplumsal kültürün evrimi, araştırma ve bir motivasyon edinme ile sağlanabilir.
– Hedefimiz mi yok?
Sanırım, hedef koymaya gerek duymuyoruz.
– Hayalimiz de mi yok?
Bilmem, var mı?
– Oysa Türkler ‘hayalperest’ gibi tasvir edilir?
Değil aslında. Mesela, genetik kodlarımız ile henüz bir şeylere tam olarak alışamadık. Konar göçerlikten sonra alışamadığımız bazı şeyleri oldurmanın, bize uygun yöntemini bulmamız gerekiyor. Öykündüğümüz kültür ya cemiyetler hareket etmeyi daha erken bıraktılar. Bizim de ona göre bir yapıyı yeniden inşa etmemiz gerekiyor.
Günümüzdeki değişimi, sosyalliği kavramamız lazım. Bu nedenle ‘akıl’ diyorum. Gençlerle çalıştığım zaman, ki 20’li yaşlardan bahsediyorum; iletişim kurmanın zorluğunu ben bile yaşıyorum. Çünkü çok başka bir süratleri ve iletişim dilleri var. Biz anlamasak da, onlar kendi aralarında anlaşıyorlar ve başka bir dinamik ortaya çıkıyor.
Kültürel olarak, sert ata-erkillikten gelen kodlarımızla zorlandığımızı düşünüyorum. Nesiller bir öncekinden daha donanımlı geliyor. Bizler bunu tam oturtamadığımız için, çok fazla ‘anlık’ olaylarda takılı kalıyoruz.
– Araştırmamız gerekirse, konforumuz bozulur diye düşünüyoruz?
Bunun yalnızca bizimle ilgili olduğunu düşünmüyorum. Fakat en büyük problememiz; ne kadar gerekli, ne kadar gereksiz, hayatımızı ne kadar kolaylaştırır ya da zorlaştırır diye düşünmeden çok fazla şey biliyoruz. ‘Akıl’la elemeden, düşünmeden bilgiyi alıyoruz.
– Nerede durmak istedimizi ‘hal dili’yle bilmek mi gerek?
Tam olarak bu. ‘Hal dili’yle nerede durduğunu bildiğinde, hayatında her şey çok kötü giderken bile, realitede yaşananları düşündüğünde çok daha mutlu bir insan oluyorsun. Neredeyiz, nasıl bir yerdeyiz ve ne tarafa doğru hareket edeceğiz sorularına aradığın yanıtı getirecek momentum mevcut olmadığından, doğru seçimler yapmak yerine savruluyoruz.
– Meseleye edebiyat ve sinema diliyle bakacak olursak; Ernest Cline’in Başlat romanı sinemaya uyarlanacak. Fakat bu noktada günlük hayattaki sanal dünyamız ya da anahtarlarımız neler?
Aslında bir sanal gerçekliğin içerisine sürüklendik. Bunda tartışacak bir şey yok çünkü çok net. Bence şu an yaşadığımız evre, sanal gerçekliğin içerisinde hareket ettiğimizi kavrayamadık. Gerçeklik dediğimiz meseleyi, mevcut durumlar ile tanımlamaya çalıştığımızda; sanat, edebiyat, sinema bu noktada bizi bazı şeylere hazırlıyor diyebiliriz.
Anadolu coğrafyası, Türkler’in sevdiği bir coğrafya. Burası birden çok alandan beslenebildiğimiz, kültürler geliştirdiğimiz ve parlak dönemler yaşadığımız bir coğrafya. Bugün mesele biraz da akıldan çok duygularla ilintili. Konformizm ile birlikte işin rengi değişmesine rağmen, konfor alanımız pratikte sermaye ile ilgili değil. Bu bizim doğru istikamette gelişim göstermemizi engelliyor. Cehalet artık, okuma yazma bilmemek değil. Mevcut şartlar içerisinde, en doğru seçimi yapmak noktasındaki ihtiyaçlarımızı, başta da söylediğimiz gibi ‘doğru’ kurgulayacak farklı bir yapı oluşturmak gerek.
ABD, Uzay Ajansı’nı Rusya bu hamleyi yaptığı için kurmuş olabilir, fakat bu onlara bir hedef doğrultusunda keşif yapmayı kazandırdı. Biz, bu noktalara henüz dokunmuyoruz. Buralarda kendi varlığımızı gösterecek alanlar açmalıyız diye düşünüyorum.
– Peki, müzik sinema ilişkisi…
Müzik aynı zamanda sinemadır. Bugün kullandığımız müzik platformlarının yaşam kalitemi yükselttiğini hissediyorum. Haftada birkaç saat özellikle bu alanda mesai harcayarak, insanların ne dinlediğini takip etmeye gayret ediyorum. Aynı zamanda en fazla dinlenenlerin neden tercih edildiğini anlamak için müzik yapıyorum. Nüansları yakalamaya çalışıyorum.

– Çarpıcı kısa filmlerinizi izledik, biliyoruz. Siz hikâyelerinizi nasıl seçiyorsunuz?
Birden fazla hikâye oluşturma metodu var. Dolayısıyla, hikâye merkezli bir anlatım yapıyorsanız, karakterlerinizi de bu hikâye çerçevesinde oluşturuyorsunuz. Bu çerçeveden bir anlatıcılıkta, karakter sizi bir takım şeylere zorlayabilir. Onun göstereceği reaksiyon yönlendirmenizi belirler. Bu bana formal geldiği için ben bunu tercih etmiyorum. Bu, tür hikâyelerinde daha çok kullanılan bir metod. Benim bütün meselem karakterler üzerinden, hikâyemde karakterler üzerinden.
– Biraz daha açarsak…
Genç yaşlarda, Türkiye’nin tamamını iki gezme fırsatı buldum. Ardından yönetmenlik süreci ile birlikte bir kez daha gezdim. Ve doğal olarak, hikâyelere temas etme, anlama, dinleme fırsatı oldu bu benim için. Bir hikâyeyi dinlemeniz elbette önemli fakat hikâyenin kahramanlarını tanımanız, anlamanız bir noktada temas etmeniz, karanlık noktaları da aydınlatan, sizin de hikâyeyi içselleştirmenize imkân sağlayan önemli bir durum. Ben, bir karakter oluşturuyorum ve karakterin hikâyeyi nereye taşıyacağı noktasından hareket ediyorum. En başında, karakter hakkında her şeyi biliyor oluyorum. Müzik bu nedenle benim için çok önemli. Karakterleri dinledikleri ya da dinleyebilecekleri müzikler ile şekillendiriyorum. Çünkü, dinlenen müziği hangi yönde daraltırsanız, kültür çatısı oluşuyor ve karakterin yaşayabileceği hayatı da, aile ilişkileri, geçmişi de bu noktada zaten şekillenmiş oluyor.
E. İlkay Yaprak
e.ilkay@grifons.com
