Gençalp: Bir İstanbul Filmi Çeksem Sonbaharı Seçerdim

Bir görüntü yönetmeninin fotoğrafını çekmek ne kadar zor bilir misiniz? İşte ben tam da bunu denedim. Başardım mı, takdir sizin. Ama ben, tüm cesaretimi toplayıp Ayşe Nur Hanım’ın karşısına oturduğumda, böylesine bir iyi niyet selini bekliyor muydum? Tahmin bile edemezdim.

Miami International University of Art and Design’da master eğitimini tamamlamış olan, New York Film Academy, Film Society of Lincoln Center ve Share for Life gibi sinema okulları ve kuruluşlarında eğitmenlik, kamera operatörlüğü, fotoğrafçılık yapan Ayşe Nur Gençalp, LA Independent, Brooklyn Film Festival, Manhattan Film Festival, Miami International Film Festival, Torino Film Festival, Sevilla European Film Festival gibi çeşitli uluslararası film festivallerinde ödül almış kısa ve uzun metrajlı filmlerin görüntü yönetmenliği yapmış önemli bir isim.

Türkiye’ye döndükten sonra ilk uzun metraj filmi Nisyan Makamı’nı çekme yolunda emin adımlarla ilerleyen  Ayşe Nur Gençalp, 55. Antalya Film Festivali kapsamında, ‘Yapımcısını Arayan Projeler’de ve 8. Uluslararası Malatya Film Festivali ‘Senaryo Geliştirme Destek’ finalisti. Cesaretime bakar mısınız?

Tamamen ‘merak’ına yenik düşen ben ve tüm iyi niyeti, keyifli sohbeti, bilgisi ve kelimeleri bile seçerken kullandığı nazik dile ile; Türk sinemasını ve Türkiye’de sinemayı anlatan Ayşe Nur Gençalp’in sohbetinden grifons.com’un payına düşenler….

– Görüntü Yönetmeni filmde ne yapar?

Görüntü Yönetmeni; Dünyada çok bilindik olmakla birlikte Türkiye’de maalesef yeni yeni ayırdına varılan bir alan bu. Burada, her şeyi yönetmenin yaptığına dair bir algı olsa da bu aslında başlı başına bir ekip işi. Bu anlamda görüntü yönetmeni, yönetmene bağlı olarak çalışan ve yönetmenin aktarmak istediği dünyayı kamera ve ışık yoluyla temellendiren kişidir. Elbette bunu yaparken, kendi vizyonunu yönetmenin vizyonu ile birleştirerek, bireysel anlatım teknikleri ile bu atmosferin üretilmesini sağlar.

– Görüntü yönetmeni bir ekiple mi çalışır?

Görüntü yönetmeni hem saha öncesinde yönetmen ile bir araya gelerek hem de sahada, yönetmenin üretmek istediği atmosferi kamera ve ışık yardımıyla sağlarken, doğal olarak ışık ve kamera ekibini de bu anlamda yönlendirir. Bunun yanı sıra, ekibin sanat yönetimi ekibi ile de iş birliği içerisinde çalışır çünkü, kadrajın içerisinde yer alan her şeyin teknik olarak çakışmaması gerekir.

– Dijital çağ size nasıl bir destek sağlıyor?

Dijital çağ aslında dezavantajları olduğu kadar büyük avantajlar da sağlıyor. Birincisi, film yapım sürecini önemli anlamda kısaltarak, maliyeti düşürüyor. Rulolarla film çekilen dönemdeki yük şu an yok. İkincisi ise, görsel açıdan bakıldığında eski 35mm’de bulunan soft görüntüler açısından henüz tam anlamıyla ilerleme kaydedemesine rağmen, dijital renklerde de farklı güzellikler var. Özellikle belirli anlamda daha sert görüntülere ihtiyaç duyulduğunda dijital daha faydalı.

Dijital bir yandan da renk düzenlemesi anlamında daha farklı ve geniş imkanlar sağladı sinemacılara. Fakat yine de, sette doğru çekilmemiş bir görüntünün, masada yani kurguda düzeltilmesini ben çok yanaşmıyorum.


– Türk sinema sektöründe 90’ların ardından yaşanan sıçrama sektörü nasıl etkiledi?

İlk olarak dürüstçe ifade etmek gerekir ki, yapım desteklerinde önemli bir artış oldu. Özellikle Kültür Bakanlığı bu anlamda önemli çalışmalara imza atıyor. Artan festival sayısı, genç sinemacılarla yapımcıların buluşması noktasında önemli bir köprü vazifesi görüyor. Fakat yine de belirtmek gerekir ki, yeni yeni sektöre giren genç sinemacıların ya da ilk kez uzun metraj film çeken yönetmenlerin henüz tam anlamıyla yapımcılarla buluşma noktasında fazla bir ilerleme kaydedemedik. Sektör içerisinde bu buluşmanın, hızlı ve doğru biçimde sağlanması açısından daha fazla ilerleme kaydetmeliyiz.

– Görüntünün psikolojisi var mıdır?

Muhakkak vardır. Çünkü sinema, yönetmenin görmek istediğinizi işaret ettiği bir sanattır. Sinema sizi özgür bırakıp, görmek istediğinizle başbaşa bırakmasından ziyade; sizinle yapılan paylaşımdan psikolojik anlamda beslendiğiniz bir sanat. Burada, ortak noktada buluşulan bir payda mutlaka var.


– Bir İstanbul hikâyesi anlatmak isteseniz, en çok nelere dikkat çekerdiniz?

Bir İstanbul filmi çeksem, mevsimi sonbahar seçerdim. Çünkü sonbahar, şehrin üzerine düşen ışık ve bulutlarla size farklı renkleri bir arada çekebilme imkânı sunar. Bunun dışında, yakın plan çekimler yani makro teknik kullanarak, “İstanbul’un insana olan etkisi”ni anlatsam; miçoları, vapur halatlarını, yemek yiyen insanların ağızlarını, farklı tatları bir arada göstermek isterim. Fakat, bu çekimlerle yine de çok anlaşılır olmak istemezdim sanırım. Çünkü her bir detay, izleyicinin filmdeki ortak payda ile kendi deneyimlerini örtüştürmesini isterdim.

– Beğendiğiniz görüntü yönetmenlerini sorsak?

Meryem Yavuz’u çok beğeniyorum. Son dönem yaptığı işlerde Feza Çaldıran’ı çok beğeniyorum. Özellikle Kalandar Soğuğu, Güvercin gibi filmler soft ve naturellik açısından oldukça başarılı.

E. İlkay Yaprak
e.ilkay@grifons.com