Sinema ve Televizyonda Bir Rol Model: Demet Evgar

Demet Evgar denilince; sizin de aklınızda onlarca sahneden ruhunuza işleyen replikler, duygular ve gözünüzü alamadığınız sahneler geliyor mutlaka.

Oynadığı her rolde devleşen ve bütüne yayılan enerjisi ile Demet Evgar, son yılların en başarılı kadın oyuncularından birisi olmasının yanı sıra; bir kadın olarak rol model olması bakımından da önemli bir isim.

Biz de, Demet Evgar’ı ve iletişim araçlarının her birinin hayatımızdaki rolünü; MarmaraÜniversitesi İletişim Fakültesi, Radyo Televizyon ve Sinema Bölümü’nden mezun olmasının hemen akabinde genç yaşta atıldığı Reklamcılık dünyasında büyük başarılara imza atan, kendi sorularının ve sorgularının peşine düşerek bambaşka mecralara adım atan Hande Akın’a sorduk.


Kadın Olmak ve Aşk Ol kitapları ile yaşamını, deneyimlerini, sorularını, sorgularını ve en önemlisi yüzleşmelerini, hissettiklerini paylaşan Hande Akın, bugünlerde birçok kadının ‘şifalanma’sına da yardımcı oluyor.

Regresyon çalışmalarında danışanlarının deneyimlediği duyguları da yakından gözlemleyen Akın, aynı zamanda “Ben kitapları yazarken, ilk olarak kendimi iyileştirmek için başladım. Bu nedenle ortak bir dili ve mesajı var. Unutmamak adına kendime de somutlaştırdım.” diyecek kadar da mütevazi bir isim.

Hande Hanım’ın Arnavutköy’deki mütevazi salonunda ilk olarak Demet Evgar’ı, Sen Aydınlatırsın Geceyi filminden bir sahne ile şaşırtık. Ardından, Bir Kadın Bir Erkek ve Avlu dizilerinden kesitler ile Evgar’ın oynadığı rollerden örnekleri çeşitlendirdik. Son olarak; Evgar’ın Organize İşler şarkısını keyifle seslendirdiği özel programdan bir kesiti birlikte izledik.

İlk olarak, eleştirel düşünmemeye gayret ettiğini vurgulayan Akın, Kadın Olmak ve Aşk Ol kitaplarının da vücuda gelmesini sağlayan eğitimi, bilgisi ve tecrübesiyle bizlere bu sahneleri yorumladı.

– Kadın Olmak kitabınızda, her duyguyu yaşamanın hayatımızın dengesine olan etkisini regresyon çalışmalarınızla ortaya koyuyorsunuz; bizler de televizyon ve sinemadan örneklerde, dengenin kaydığı noktaları gözlemleme şansı buluyoruz. Sizin bu konuda gözlemleriniz neler?

Hande A: Oyuncuların oyunculuklarını yaparken oynadıkları rollerde de, hissettikleri ve deşarj ettikleri, boşalttıkları duygular var. duyguları biz reddediyoruz, yok sayıyoruz, bastırıyoruz. Hissetmemek üzerine kendimizi çocukluktan itibaren programlıyoruz. Bu bir savunma mekanizması, halbuki insan olmanın en temel ve doğal niteliklerinden birisi duygularımızın olması, hisseden varlıklar olmamız. Ve oyunculuk pek çok duyguyu hissetmek, yansıtmak ve ifade etmek için muazzam bir alan.

– İzlediğiniz Demet Evgar örneği üzerinden; her bir duyguyu yaşama ve yansıtmayı nasıl yorumlayabiliriz?

Hande A: Demet Evgar, o kadar çok duyguyu karşı tarafa geçirmekte usta ki, örneğin; Bir Kadın Bir Erkek’te ‘öfke’nin çıkması, bunu izleyen kişinin de o anda öfke enerjisini boşaltmasına bir nevi kendi kendine regresyona girmesine olanak sağlar.

Ya da Avlu dizisindeki rolünde, çok güzel bir farkındalık var bu bilinçle izlendiğinde tabi ki. Hepimiz birbirimize aynayız diyoruz, hepimiz bir bütünün parçalarıyız, bir ve bütünüz diyoruz; kendimizde ‘asla’ yok dediğimiz bir şeyi ne kadar reddedersek edelim, hayat bize onu bir gün mutlaka yaşayacağımız bir deneyim olduğunu gösteriyor. Hem de bunu kendi elimizle ve muhteşem bir senaryo ile gösteriyor.


Bu nedenle, ‘katil’ diyorsan ve orayı yargılıyorsan; sende katilsin. Tecavüzcü diyorsan ve böyle bir yargın varsa; sende onu yaşıyorsun, yaşadın ya da yaşattın.

Demet Evgar’da dikkatimi çeken diğer şey ise; pek çok duyguyu aktarabilmesi, rollere girme kabiliyetinin ne kadar yüksek olduğunu gösteriyor. Bunu yapabilen bir insan, o duyguların hepsini yaşıyordur. Çünkü şuna inanıyorum ki; kişi, bildiği şeyi çok iyi sergiler. Hep aynı tip duygu varsa, hep aynı tip duygular karşı tarafa aktarılıyorsa; kişi sadece o duyguyu hayatında barındırıyordur.


– Sahnede Demet Evgar’ı nasıl buldunuz?

Hande A: Son olarak, Demet Evgar’ın sahnede ‘kendi’ halinde şarkı söylemesinde bile muazzam bir ışık var.

– Peki bu tür bir duygulanımın hayata bir yansıması var mıdır?

Hande A: Bir diziyi, bir filmi, bir klibi izlerken oradaki duygu, sana bedeninde hissettirdiği şeydir. Belki ağlamaktır, gülmektir, utançtır… Avlu örneğinde, bir annenin evladını kaybetmesinin yarattığı derin acı, keder, öfke, nefret, kin hepsi var. Birçok duyguyu bu kadar ustalıkla yansıtabilmek, büyük alkışı hak ediyor. Keşke biz de filmlerde, dizilerde, tiyatrolarda gördüğümüz gibi oynayan insanların o ustalığını, kendi hayatımızda hiç oyun yapmadan, maske takmadan olduğu gibi sergileyebilsek.

– Peki bunu yapabilmek için ne yapmalıyız?

Hande A: Ekranlarda izleyicinin duygularını deşarj edebileceği şeyler olması güzel bir şey. Bütün bu görsel iletişim mecralarına bakınca; insanların bilinçaltına ekilen tohumları önemli buluyorum. Özellikle çocukluk döneminde bilinçaltımız hiç sorgulamadan kayıt alıyor. İzleyici olarak bilinçli bir farkındalıkla görsel iletişim araçlarını hayatımıza almamız en sağlıklı ve dengeli olanı. Ya da bir şekilde senarist ve oyuncuların dil kalıplarını ‘hipnotik’ bir biçimde; özellikle çocukların bilinçaltına verilen mesajların farkındalığı ile düzenlemeleri çok kıymetli.

– Senarist, oyuncu ya da yönetmenleri iddiası da odur ki; özellikle gündüz kuşağında var olan ve toplumsal olayların ele alındığı konuların, yazılan ya da gösterilenlerden çok daha fazlası olduğu. Hatta, dizi ya da filmlerin, bu olaylara nazaran çok daha masum kaldığı yönünde. Siz bu konuda bir şey söylemek ister misiniz?

Hande A: Burada bilinç dediğimiz şey devreye giriyor. Hala, anne karnından itibaren bir çocuğun her şeyi hissettiği, algıladığı ve bilinçaltına kaydettiği bilgisi bile henüz toplumun tamamının kabul ettiği bir durum değil. Burada demek istediğim şu; görsel ve işitsel iletişim araçlarında başkalarının dedikodusunu yapacağımıza; programları insan gelişimi, duygular, farkındalık, bilinçli olmak gibi konular üzerine yoğunlaştıralım.

– Burada, İstanbullu Gelin dizisindeki ‘psikolog’ karakterini örnek verebilir miyiz?

Hande A: Bu bilinçli bir biçimde dizi içerisine yerleştirilmişse, çok iyi bir örnek. İzleyenlere terapi anlamında büyük katkı sağlayabilecek bir seçim. Şu açıdan da bakılabilir; tamamına kitle iletişim araçları dediğimiz mecraları, toplumların bilinçlenmesi üzerine kullanabilirsek, iletişimde söylenenlerin duygusal alt yazılarını okumayı öğretebilirsek, izleyicinin de kendilerine dair duygularını keşfetmeleri noktasında büyük bir aşama kaydedilmiş olur.
– Peki, gün içerisinde izlenmese bile sürekli açık olan bir televizyon hakkında ne düşünüyorsunuz?

Hande A: Aslında bu en tehlikelisi denilebilir. Çünkü, hipnoza en uygun olan zaman dilimlerinde, farkında olmadan bilinçaltımıza işlenenler, hayatımıza aldığımız kararları da oldukça etkiliyor. Kadın figürü çok önemli, filmlerde, dizilerde hala devam eden ‘namus’ meselesi, ‘çalışan kadın – çalışmayan kadın’ ayrımları var, ‘annelik’ sorgusu var. Siz burada neyi örnekliyorsanız; izleyici buradaki modelle kendisini kolayca özdeşleştirebileceği için, burada sorgulamadan kabul edilen hipnozlar hayatımıza da yansıyor. Oysa; özellikle başkaları hakkında bize verilen hipnozlara karşı, ‘bilmiyorum’ kelimesini kesin kabulden önce hayatımıza yerleştirmeliyiz.

– Bu anlamda genel tavsiyeniz nedir diye sorsak?

Hande A: Kitle iletişim araçlarını tamamen hayatınızdan çıkarın diyemem fakat gün içerisinde kendinle kalmanın, tefekkür etmenin, bir kitap karıştırmanın alınan ya da alınabilecek olan hipnozlardan çok daha önemli olduğunun  altınız özellikle çizmek isterim.

E. İlkay Yaprak
e.ilkay@grifons.com