Bir “geleneksel” sanatın detaylarını merak edenlerin aklına gelen ilk sorular hemen hemen aynıdır; “Çini yalnızca ‘mavi’ tonlarında mı olur?”, “Farklı metodlar uygulanabilir mi?”, “Aynı desenler üzerinde mi çalışmak gerekir?” eğer bu sorulardan biri ya da çok daha fazlası sizin de aklınızın bir kenarında duruyorsa; Mor Fırça’nın çalışmalarına sizin de bir göz atmanız gerekebilir.
Türklerin Anadolu’yu yurt edinmesinin ardından seçkin mimari örneklerinde karşımıza çıkan çini, ilk olarak M.Ö üç bin yılında mimari ile buluşmuş. Bugün ‘Geleneksel El Sanatları’ arasında yer alan çini, Selçuklu ve Osmanlı mimarisinin de vazgeçilmez öğelerinden biri.
Peki, Athena, Afrodit, Truva Savaşı, Miken Uygarlığı ya da Menelaus, Paris, Aşil; Firavunlar ve Mısır Medeniyeti çini olabilir mi?

Modern uyarlamaları, çalışmalarında kullandıkları tonları, figürleri ve resmettikleri desenlerin özgünlüğü ile dikkat çeken Mor Fırça ekibinden Ayşegül Süral ve Aslıhan Alfan’a, çini hakkında merak ettiklerimizi sorduk…
– Hayatınızda hep çini mi vardı?
Ayşegül Süral: Hayır, Teknik Üniversite’nin Matematik Bölümünden mezun olduktan sonra uzun yıllar iş hayatında birçok görev aldım. Son olarak Show TV’den emekli oldum. Sanat, hayatımın içerisinde hep vardı fakat aktif olarak üretime katılmamıştım. Emeklilik ile birlikte üretmeye başladım.
Aslıhan Alfan: Ben de hobi olarak başladım. Emekli İngilizce Öğretmeniyim.
– Mor Fırça ne zaman kuruldu?
A. Süral: İki yıl önce çini yapan beş bayan bir araya gelerek kurduk. Grup sergiler ile çalışmalarımıza devam ettik.
– Sizin çalışmalarınızda Anadolu, mitoloji, felsefe, freskler ve mağara resimlerine kadar uzanan bir çizgi var. Çini ile bu resimler nasıl bir araya geldi?
A. Süral: Ben aslında Selçuklu çinilerinin büyük hayranıyım. İlk çalışmalarımda da bu alanda yoğunlaştım. Fakat Anadolu çok geniş bir kültüre ve kültür birikimine sahip. Zaman içerisinde çalışmalarımda Anadolu’da kurulan medeniyetlere geniş yer vermeye başladım.
A. Alfan: Hepimiz tarihle çok ilgiliyiz ve yeni şeyler keşfetmeyi, öğrenmeyi seviyoruz. Selçuklu haricinde klasikten zaman içerisinde uzaklaşarak; mitolojiye ağırlık verdik. ‘Bin Tanrılı Topraklar’ isimli son sergimizde de bu çalışmaları kronolojik olarak bir araya getirdik.
– Kadim uygarlıklardaki izleri takip ederek, renksiz resimleri, figürleri çiniye uyarlamak zor olmadı mı?
A. Süral: Herhangi bir kağıt üzerindeki fotoğrafı çiniye uyarlamak elbette kolay olmuyor. Bir esere üç ay çalıştığımız yine de istediğimiz sonucu alamadığımız oluyor. Burada, birlikte çalışarak tonları, renkleri ve tekniği belirlediğimizde; çalışmak da oldukça keyifli aslında.
A. Alfan: Ben Çiğdem Hanım ile birlikte, Sümerler, Antik Yunan ve Mısır çalışıyorum ağırlıklı olarak. Duvar fresklerini çiniye aktarıyoruz ve ‘fırın’dan gelecek ürünü biz bile heyecanla bekliyoruz çünkü yaptığımız çalışmanın sonucunu biz de fırınlandıktan sonra görebiliyoruz.

– Bundan sonraki çalışmalarınız neler?
A. Süral: Bir sonraki sergimiz için İpek Yolu çalışıyoruz. Hem Türkiye’de yapılan çalışmalara destek amacıyla hem de yeni bir çalışma alanı olarak İpek Yolu’nun kültürünü önemsiyoruz.
A. Alfan: Biz aslında, kendimize ait bir atölye kurarak çalışmalarımızı gerçekleştirmek ve öğrenmek isteyenler ile bir araya gelmek istiyoruz.
E. İlkay Yaprak
e.ilkay@grifons.com






