Bu Pazar John Fowles’la Tanışmaya Ne Dersiniz?

Bir klişeye sığınıyoruz hepimiz ve hepimiz bir cümlenin mahkumları olarak sürekli tekrarlıyoruz aklımıza geldikçe; “Bir gün bir kitap okudum ve hayatım değişti.”

Evet, bu cümleyi Orhan Pamuk evrene armağan etti. Biz okurlar da pek sevdik ama bu kez durum başka. Zaten konu İngiliz Edebiyatı’nın usta ismi John Fowles olunca, durum hepten başka.

1926 doğumlu Fowles, romancı, hikayeci, şair ve denemeci olarak tanımlanıyor, eyvallah. Bütün bunların yanı sıra İngiltere’nin güneyinde bir liman kasabası olan Lyme Regis’te yaşayan Fowles, Yunanistan, Fransa ve İngiltere’de öğretmenlik yapmış ve ‘biriktirmiş’ bir isim.

2005 yılında hayatını kaybeden Fowles’ı illa kategorize etmemiz gerekirse; varoluşçu ve bir parça da postmodern diyebiliriz belki. Ama tanımlayabilir miyiz? Sanmam.

“İnsan değil; insan kıyafetine bürünmüş bir BOŞLUK.”
(Koleksiyoncu)

Bir kadının gözünden ‘tutsak’lığı bir erkeğin gözünden ‘kadın’ı anlattığı Koleksiyoncu ile dünya çapında geniş bir kitleye ulaşan Fowles, öğretmenlik yıllarının Yunanistan’ını Büyücü ile zihinlerimize kazıyan özel bir isim.

Fakat bence Fowles ve diğerleri kategorisini zihnimizin bir köşesine kazıyan kitap; Fransız Teğmen’in Kadını.

Bir hikâyenin anlatımını, Victoria dönemini yerden yere vururken bir yandan da romanın kahramanlarını ustaca işleyen Fowles, bambaşka bir gelenek başlatıyor bu kitapta ve ‘canlı’ bir eser kaleme alıyor. Böylece, hepimizin sorduğu ama genel anlamıyla havada kalan; ‘Yazar yalnızca anlatıcı mıdır?’ sorusunu bir çırpıda yanıtlıyor.

Kitabın bölümlerinde, belki bölüm sonlarında, bir kahraman için ‘an’ sona erdiğinde Fowles araya girmekten çekinmiyor. “Bundan sonra ne olacak şu anda bende bilmiyorum” diyecek kadar dürüst ve adil davranıyor okuyucusuna. Derin analizlere imkan tanıyor. Soluklanmanıza ve sindirmenize izin veriyor. Zira, kitap bütün bunlara ihtiyaç duymanıza neden oluyor. Sahneler bir bir canlanırken hayalinizde, nefeslendiğiniz bu boşluklar iyi geliyor.

Sonu muğlak biten kitaba olmasını istediğiniz bir ‘son’ tahayyül etseniz bile; Charles’in acısını iliklerinizde hissederken kendinizi Sarah’ı anlamaya çalışırken bulabilirsiniz.

Keskin sınıf farklarının, on dokuzuncu yüzyıl İngiltere’sinin, burjuvazinin, feminizim, işçi sınıfının ahlak ve cinsellik algısının izlerini sürerken bir yandan da Marx alıntıları ile zenginleşen Fransız Teğmenin Kadını’nı, bu hafta okuma listenize almaya ne dersiniz?