Charles Burns: Çevremdeki Şeyleri Fark Etmek Doğamın Bir Parçası

Yaklaşık otuz yıldan bu yana silüet kesimi yapan Charles Burns kendisini ‘Gezgin Sanatçı’ olarak tanımlıyor. Sanatsal ve kültürel yaşamın sık sık göz ardı edildiğine dikkat çeken Burns, alanında bir kitap ve bir de film sahibi.

Charles Burns, özellikle de kırk yaşlarının başında aldığı otizm spektrum bozukluğu tanısının ardından kariyerine ilişkin hikayesini şu şekilde aktarıyor:

“Güzel Sanatlar fakültesinden mezun olduktan sonra, kariyerimin ilk on iki yılını Londra’nın kalbinde, Covent Garden’da sokak portreleri çizerek geçirdim. Eğer 90’lı yıllarda yolunuz oraya düştüyse, belki de beni hatırlarsınız. O dönemde, o günlerin unutulmaya yüz tutmuş zanaatı olan “silüet kesme” sanatını, kendi çabalarımla ve tutkuyla yeniden keşfettim.

40’lı yaşlarımın başında aldığım otizm spektrum bozukluğu tanısı, hayatımdaki pek çok şeyi anlamlandırmamı sağlayan, beklenmedik derecede güçlendirici bir dönüm noktası oldu. Bu farkındalıkla birlikte, güçlü yanlarıma odaklanmaya ve silüet sanatına duyduğum o giderek büyüyen tutkunun hayatımı şekillendirmesine izin verdim.

Bu niş sanat dalına olan derin odaklanmam; beni bir yazar, illüzyonist, film sunucusu, tarihçi, blog yazarı ve dijital sanatçıya dönüştürdü. Bugün bu mecra, modern silüet sanatının sınırlarını zorladığım ve bu kadim tekniği günümüz dünyasına uyarladığım çok yönlü bir platform haline geldi.”

Parallex Sanat Fuarı‘nda yer alan standında sorularımızı yanıtlayan Burns, Berlin’den Londra’ya uzanan hikâyesi ile Grifons’ta!

  • Şehir, yaşam ve üretim üçgeni içinde kimliklerin nerede konumlandığını düşünüyorsunuz?

Şehir ortamının kimlik duygumuz üzerinde çok olumsuz bir etkisi olduğuna inanıyorum. Kentsel bir ortamda üretken bir yaşam sürmenin baskısı, kimliklerimizi adeta yok ediyor. Kimliklerimiz birbirine karışıyor. Ulusal kimliğimiz, cinsel kimliğimiz, ırksal kimliğimiz, sanatsal kimliğimiz veya aile kimliğimiz olsun, hepsi aynı sonuca varıyor: Şehir hayatının baskı ortamında kim olduğumuz (veya olmak istediğimiz) çözülmesi zor bir hal alıyor.

Yaratıcılık bu soruna bir cevaptır, ancak her zaman eksik bir cevaptır. Sanatta bazen hayatlarımızın bir parçası olan birçok karmaşık kimliği anlamlandırmanın bir yolunu bulabiliriz.

  • Şehrinizle ilgili en sevmediğiniz şikayet nedir?

Şehrimle ilgili en büyük şikayetim sanat ve kültür eksikliği. Her şey hep para üzerine kurulu: yeni şeyler inşa ederek ve geçmişi yok ederek en fazla karı elde etmek. Şehrin sürekli hızlanan yeniden inşası, orada yaşayan insanların hayatlarını veya kültürlerini hiç hesaba katmıyor. Bunun yerine, her zaman bir şirketin eskisinden daha fazla para kazanması söz konusu.

Hepimiz için ortaya çıkan kültürel yoksulluk, sanat yapma fırsatından bizi mahrum bıraktığı için hayatı çoğu zaman çekilmez hale getiriyor. Bunun yerine, yaratıcılık ihtiyacımızı boğan şehirde yaşam maliyetini karşılayabilmek için hayatımızı üretken olmaya çalışarak geçirmek zorundayız.

  • Kentleşme kültürünün şehirlerde gerçekten yerini bulduğunu düşünüyor musunuz?

Her şeye rağmen, evet, öyle oldu. Kentleşme basitçe bir şehirde yaşama biçimi anlamına gelir, ancak kentleşme kültürü, yaratıcı insanların eski kimliklerini bir kenara bırakıp şehrin içinde yeni bir kimlik bulmalarıyla ortaya çıkabilecek bir şeydir.

  • Şehrinizin sokaklarında dikkatinizi çeken detaylar var mı?

Evet, çok sayıda. Çevremdeki şeyleri fark etmek bir sanatçı olarak doğamın bir parçası. Çoğu insanın asla görmediği veya (görseler bile) hiç düşünmediği detayları aramaya eğilimliyim. Örneğin; bir inşaat alanının kenarındaki grafitiyi kağıt kesme tekniğiyle yapabilirim. Ya da bazen mimari bir cam levhadaki yansıma, olduğundan farklı bir şey gibi görünebilir.

Bu tür ayrıntılar, küçük bir şekilde sanata dönüştürüldüğünde, hepimizin ihtiyaç duyduğu yeni kültür anlayışının temelini oluşturabilir.

  • Eğer şehriniz için özel olarak bir proje oluşturulacak olsaydı, bu projenin hangi sanat dalında gerçekleşmesini tercih ederdiniz?

Böyle bir proje için kağıt kesme tekniğini kullanırdım. Kağıt kesme sanatı büyüleyici çünkü dünyanın birçok kültüründe (İngiliz, Çin, Japon, Cermen, vb. – belki de Türk) bağımsız olarak gelişti ve yine de herkes bunu kendi ulusal kültürünün eşsiz bir parçası olarak görüyor. Oysa gerçekte, en evrensel ve erişilebilir sanat dallarından biridir.

Çünkü bir bıçak veya makas alıp bir kağıdı kesmek çok basit ve içgüdüsel bir eylemdir. Bir çocuk bile bunu yapabilir ve birçok çocuk da yapar.

Şehrimdeki gözden kaçan detayları arar ve bunların kağıt kesimlerini yaparak bir kitap haline getirirdim. Bu şekilde, bu detaylara dikkat çekmeyi ve insanların şehirlerini yeni bir bakış açısıyla görmelerine yardımcı olmayı umardım. Bu, onların şehir içinde kendi yaratıcı kültürel yolculuklarına başlamalarına yardımcı olabilir.

  • Sizce, yaşam sanatına hizmet edebilecek bir ortam yaratmanın maliyeti nedir?

Gerçek maliyet çok düşük. İhtiyaç duyulan şey para değil, vurgunun değiştirilmesidir. Şehrin orada yaşayan insanlara hizmet etmek için var olduğunu kabul etmek yeterlidir. İnsanlar şehre hizmet etmek için orada yaşamazlar. Bu çok basit, ancak bu basit gerçek, şehrin kültürel yaşamı hakkında önemli kararlar alan kişilerin gözünden sıklıkla kaçıyor. Bu, sürekli olarak verimlilik adına yaratıcılığı bastırmaya çalışmak yerine, yaratıcılığı tüm çeşitli biçimleriyle teşvik etmekle ilgilidir.

E. İlkay Yaprak
e.ilkay@grifons.com