Ahmad Raid: Bir Eserin Kendisi Konuşmalı

Bin dokuz yüz yetmiş yedi Suriye – Halep doğumlu ressam Ahmad Raid, yaşanan savaşın ardından Türkiye’ye gelen isimlerden birisi. Ailesi ile birlikte yerleştiği İstanbul’da, grafik – tasarım işleri ile ilgilenen Raid, aslında bir ressam. Figüratif – Soyut resimleri ile ülkesinde önemli sergilere ve çalışmalara imza atan Raid, Türkiye’ye geldikten sonra birkaç kez ülkesine dönerek yağmalanan ve savaşın izlerini taşıyan evinden kurtarabildiklerini Türkiye’ye getirmiş.

Nisan ayında açacağı kişisel sergisi için çalışmalarına devam eden Ahmad Raid’e Türkiye’de hem “göçmen” olmayı hem de “sanatçı” olmayı sorduk.

– Resimlerinizde sık çalıştığınız figürler var mı?

Ben, figüratif – soyut resimler yapıyorum ve genellikle yüz çalışıyorum.

– Peki, tablolarınızda ilk olarak ahenk göze çarpıyor. Özellikle çalışmayı sevdiğiniz renkler var mı?

Tek bir noktada sabit kalmıyorum. Aslında bir eseri önceden tasarlamıyorum da diyebilirim. Bir çizgi, bir renk, bir ilhamla resmetmeye başlıyorum ve aslında devamı da bu şekilde geliyor.


– Tablo size kendini yaptırıyor diyebilir miyiz?

Ben ona çok izin vermiyorum. Elbette bırakırsanız, resmin de size dayatacağı şeyler olacaktır fakat ben resmi kendim tamamlamayı tercih ediyorum. Bence sanat ya da tablo üzerine konuşulacak şeyler değil. Ortaya çıkan eserin bizzat kendisinin konuşmasını önemsiyorum. Bir resmin, izleyicisine soru sordurabiliyor olması benim için önemli.

– Siz, en çok hangi soruyu sordurmayı seviyorsunuz?

İnsanlığa bir mesaj olarak; savaşı bile renklerle, resimlerle anlattığınız zaman ortaya bir güzellik çıkarmış olursunuz. Bence resim budur. Yalnızca statik bir anlam değil ya da akademik bir mana değil, bunun da üzerine geçmek gerekir. Bu nedenle soruyu her zaman izleyiciye bırakıyorum. Sonuçta dünya sanatla güzel. Zaten bu nedenle en çok yüz çalışıyorum çünkü insanın tüm güzelliği yüzünde.


– Türkiye’de hem göçmen olmak hem de ressam olmanın zorlukları var mı?

Ortadoğu’da ve hatta İstanbul’da bile sanatçı ile toplum birbirine çok uzak. Ben, sanatçı olduğum için kendimi daha üst ya da üstün görmüyorum. Resmimi yaparken ne kadar sanatçıysam, insanlar arasında da o kadar insanım. Yaptığım resimler, hayatın her anında kalbimde ve zihnimde benimle ama bu beni daha farklı kılmıyor. Bu nedenle önce kendim için sonra da insanların beğenisine sunmak için resimler yapıyorum.

Bizler, çocuklarımıza küçük yaştan itibaren sanatı maalesef aşılayamıyoruz. Bu nedenle, sanatçılarımızı da uluslararası anlamda desteklemek noktasında eksik kalıyoruz.

Türkiye’de birey olarak yaşadığımız belirli sıkıntıların yanı sıra sanatçı olarak da maalesef daha farklı sorunlar yaşıyoruz. Sanat galerilerinde ya da karma sergilerde yer almak noktasında elbette çeşitli başvurularımız oluyor fakat çok fazla sonuç alamıyoruz. Bu nedenle Nisan ayında düzenlenecek olan kişisel sergim için oldukça heyecanlıyım.

E. İlkay Yaprak
e.ilkay@grifons.com